GÜÇ BİRLİĞİNE İLK ADIM DERNEĞİ - GBİAD

19
Ağu

GAZİ HÜSEYİN ÖZLÜK’TEN MEKTUP

Written by selyus. Posted in SİZDEN GELENLER

          İpek vatan gibidir. Hem ince ve narin hem de sanıldığından daha sağlamdır. Çünkü alın teriyle ilmek ilmek örülerek meydana çıkarılmıştır. İpek böceği kozasını   yırtarak çıkar dışarı. Yani ya ipek böceği ölecek, ya da ipek kullanılmaz hale gelecektir. O nedenle küçük bir mendil için bile yüz kadar ipek böceğinin ölmesi gerekmektedir. Kimi ipek böcekleri dışarı çıkmadan, kimileriyse vücutlarının yarılarını bırakarak toprak üzerinde can verirler.

                     İpeğimiz daim kalsın ve bir alsancak tadında nazlı nazlı göklerde salınsın diye yaralanan bir ipek böceği oldum. Yaralandıktan sonra hayatımın çeşitli evrelerinde birçok insanla tanıştım. Onlarda birer ipek böceği kadar hizmet aşkıyla yanıyorlardı. Hele bazıları, içinde taşıdıkları ruhlarıyla yaralanan biz ipek böceklerinden daha ipek böcekleriydi.

                      Bir Cuma sabahı onlardan birinin ismini telefon ahizesinde duydum. Henüz tanışma fırsatım olmamıştı; ama ismi insana bir rahatlık ve ferahlık veriyordu. İçiyle dışı bir olan bir insan gibi, ismini ister düz ister tersten okuyun yine aynıydı. İsminin ilk harfi kudreti ve vefayı anlatırmış gibi dimdik ayakta; ikinci harfi, kadife gibi yumuşak uysal ve merhametli salınıyor, üçüncü harfi, yaratıcı, girişken ve gözüpek dalgalanarak devam edip sanki sonsuzluğa akıp gidiyordu. Benim için ilk duyduğum ismin onun karakteriyle doğru orantısı vardı. Çünkü gözlerim görmezdi benim. Nasıl gözleri gören insanlar ilk tanıştıkları insanları kılık kıyafetiyle tanımaya çalışırlarsa, bende duyduğum ilk isimle ya da sesle taahul ederim insanları. Aradan bir hayli zaman geçti. Kalabalık bir toplantıda ilk kez sesini duydum. Yanılmamıştım. Seside ismi kadar hoş ve anlamlıydı. Onu Güç Birliğine İlk Adım Derneği, Güç Birliğine İlk Adım Derneği olmazdan önce tanıdım. Onu zamanla daha iyi tanıyacak, tanıdıkça da içindeki güneşin ne denli büyük olduğunu hissedecektim. O münevver insanın güneşinden ısınabildiğim kadar ısınmaya, aydınlanabildiğim kadar aydınlanmaya çalışacaktım.

                     İnsan insanın aynasıdır derler. Onu tanıdıkça kendi eksikliklerimi görmeye başladım. Yüreğini anlamaya çaba gösterdim. Çünkü onun kalbi aynı bir kervansaray gibiydi. Git git bitmez, her odasında daima yolcular kalır her biride birbirlerinden güzel ipek böcekleridir. Onun söylevlerinden, yaptıklarından anlayabildiğim kadarının dışına çıkıp daha fazlasını anlamaya çalıştım. Günlük hayatta zorlandığım anlarda, onun azmini örnek aldım. Sabrın sadece beklemekten ibaret olmadığını, ileriyi görebilenlerin sabırlı olabileceklerini; varlıkların içinde en güzelinin insanoğulları olduklarını ve attıkları her adımda Allahtan bir ruh taşıdıklarını unutmamalarını, bu nedenle her hareketlerinde soylu bir davranış sergilemeleri gerektiğini, her ne olursa olsun ipek böceklerinin daima başı dik gözü pek gönlü emin olması gerektiğini de ondan anlamaya uğraştım. Ona göre kainat yek ve tek vücuttur. Her olay ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Dünyanın öbür ucundaki bir insanın mutsuzluğu bütün kainatı mutsuz edebilir ve bir kişinin saadeti herkesin yüzünü güldürebilir. İşte mutlu düşünmek ve insanların mutluluğu için uğraşmak bu olsa gerek.

                      Paylaşmanın en güzelini onda gördüm. Bilgisini ve tecrübelerini paylaşır, çünkü onun deyimiyle paylaşılmayan bilgi bir çiçek saksısının dibinde bekleyen acı su gibidir. Bilgilerini yeri ve zamanı geldiğinde paylaşır. Zira o bilir ki ipek böceklerini aç bir çocuk farzedip kaşık kaşık bilgiyle doyurmaya çalışır. Nasıl bazı yiyecekler çocuklara zarar verir ise oda zamanı gelmeden bu yiyecekleri tattırmaz. Sevgisini paylaşır, evine gelenleri en güzel sözlerle karşılar ve en güzel eşyalarında ağırlar. Çevresindeki insanları paylaşır. Varlıklı ya da fakir demeden bütün herkesi birbirlerine kaynaştırmaya çalışır.

                      Mütevaziliğinden ödün vermez. Gösterişi sevmez. Evindeki yıllardan beri kullandığı zarif eşyalarından bellidir.

                      Söylevlerinin birçoğunda her zamanın ve her anın kıymetini bilmek gerektiğini ima eder. Geçmiş zihinlerimizdeki sis bulutlarından ibaret, gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebiliriz ne de geçmişimizi değiştirebiliriz. O daima şu anın hakikatini yaşar.

                      Kimsenin arkasından kötü bir söz söylemez, kelimelerini itina ile seçer. Çünkü onun ilkelerinde şunlar yatar şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen oda aynısını sana yansıtır. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa hayırlı ses yankılanır, şer çıkarsa sana gerisin geri şer yankılanır. Kim ki senin hakkında kötü konuşur sen onun hakkında kırk gün kırk gece güzel laflar et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.                      Kendisiyle herhangi bir konuda konuşmaya başlasak, benim söylediklerimi dinler aradan birkaç gün geçmeden sorularıma yanıt vermezdi. Çünkü onun için, mantığın kimyasıyla gönlün kimyası başkadır. Akıl temkinle atar adımlarını binbir uyarılarda bulunur. Yürekten gelen ses ise ne olacaksa olsun yap et kır dök der. Mantık kolay kolay yıkılmaz, gönül ise kendini harap eder. O bilir mantığın ve gönlün nerede devreye gireceğini.

                      Karamsarlık onun lugatında hiçbir zaman yer almamıştır. En zor anlarda bile mutlaka bir patika yolun açılacağını söyler. Ben şu anda görmesem de dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var diye daima teselli verir etrafına. Nasıl iyi sonuçlanan bir olaya şükrediyorsa olmayan bir işine de şükretmesini bilen bir insandır.

        Sevgiyi onun penceresinden keşfetmek isterdim. O sevdiğinde hesapsız, pazarlıksız ve çıkarsız sever. Dünyayı güzellik ve sevgi kurtaracaktır. Nefret haset kavga ve kin etrafında dolaşmaya cesaret edemez.

                     Evet. Belki çoğunuz anlamışsınızdır, yukarıda yazdığım özelliklerin hangi şahsiyette toplandığını. Zeynep Nazan SOYER. Gazi evlatlarını, burslar verdiği öğrenci evlatlarını ve yardıma ihtiyacı olan dünyanın bütün evlatlarını kucaklarken ki sevgisi görülmeye değer en güzel bir tablodan daha görkemli ve çarpıcıdır. O benim, bizim, bizlerin anasıdır. Nazan annemizdir. Nazan anneden aldıklarımla kalbim yeni yeni gözlere bölünmeye başladı. Bu bölümlerin en güzelinde Nazan anne yer alıyor. Ben onu kurtuluş savaşını veren Anadolu anasının, şu andaki yüzü olarak görüyorum. İyi ki varsın Nazan anne…

Gazi Hüseyin OZLÜK

Trackback from your site.